Günümüz Müslüman toplumunun 21. Yüzyılda kayboluşu



Evvela tüm İslam aleminin yeni girmiş olduğu 1436. Hicri yılının hayırlara vesile olmasını dileyelim.
(Aslında yazının başlığını incelemeye çalışacak uzun bir yazı var ama, kendimizi kısa sorguladığımızda, hangimiz 25 Ekim 2014, Cumartesi günü yeni bir hicri yıla girdiğimizin farkında idi, ya da bu yılın 1436.cı yıl olduğunu biliyor idi? Hatta evet, yazımın başlığı bile bir tezat teşkil ediyor. Müslümanlar İslami takvime göre 15. Yüzyılı yaşarken, biz 21. Yüzyılda kaybolmaktan bahsediyoruz... Gerçekten de kaybolmuşuz. Allah sonumuzu hayretsin.)
Böylelikle 15 asırdır var olan bir İslam davasından söz ediyoruz.
Farklı dini toplulukların yaşam tarzlarını gözlemlediğimizde, özellikle Hristiyan olarak tanımlanan ve tüm dünyaya hakim olan Batı dünyasının ne kadar da aslında Hristiyanlıkla, yani din ile uzaktan yakından alakası olmayan bir yaşam tarzı sürdürdüklerini izleyebiliriz.
Zira Batı toplumunun gayet inançsız, hayalperest, zevkperest, ahlaki değerlerin yoksun olduğu, heva ve özenti gibi unsurların yaşamlarını belirlediği bir yaşam tarzının hakim olduğu bir gerçektir.
Kiliseye gidenlerin sayısı sadece elle sayılır derecede az, dindar olan kimse dindarlığını gizlemekte- zira toplumun onunla her an dalga geçebileceğinin farkında. Yani artık din toplum için bir önem arz etmiyor, hatta inançlı olmak küçümsenmek anlamına gelebiliyor.
Dolayısıyla biz Müslümanların yaşadığı bu dünyada işi hakikaten zor.
Fakat bu dünyaya niçin geldiğimizi, niçin nefes alıp verdiğimizi unutmadan ve görevimizin sadece ama sadece Allah’a kulluk olduğunu unutmamalıyız.
Lakin, Müslümanlık görevimizin sadece ‘evet ben biliyorum, Allah tektir’, ‘Allah’a inanıyorum, hatta beş vakit namazımı bile kılıyorum’ demekle yerine getirebileceğimizi mi düşünüyoruz, hakikaten?
Eğer Müslümanlığı bundan ibaret görüyor isek eğer, burada büyük bir eksiklik var demektir. Zira, bir de Müslüman olmanın ruhu vardır.
Müslüman, Müslüman olmayandan bir farkı olduğu anda Müslümandır. Eğer Müslüman olmanın ruhunun idrakinde olmaz isek, bugün o ruh ölür, yani yarın ne din kalır, ne ibadet.

Yazımın başında Hristiyan toplumunu anlatarak aslında tam da buna dikkat çekmek istedim.
‘Gelişmiş’ Batı’nın bugüne gelişinin serüvenini anlatmaya çalışacak olursak, kısaca şöyle özetlemeli: Toplumda 18. Yüzyıl ve sonrasında kilisenin itibarsızlaştırılması, kilisenin topluma düşman ve gerici olarak gösterilmesi, ve yetişecek sonraki nesillerin sanayi devrimleri ile birlikte gelen yeni ekonomik sistemin köleleri olarak yetişmeleri, maddeye, yani paraya, pula, mala, mülke bağımlı olmalarının sağlanması ve kapitalist sistemin tüm dünyayı etkisi altına alması ile insanlığın yeni bir döngüye girmesi ile gerçekleşmiştir.
Özellikle modernite insanları gün geçtikçe sürekli yeni bir ahlak anlayışına sürüklemekte. Yani adeta ahlaksızlık, yeni ahlak anlayışı olarak görülmekte.
Bunları burada örneklendirmeye gidecek olursak, bu ahlaksızlığın içerisinde ne kadar kaybolduğumuzu, yani artık ahlaksızlığın yaşadığımız toplumda normal olarak algılandığını kanıtlamış olacağız.
Fakat özetle; Avrupa’da bile 70 yıl önce bir takım şeyler ayıp ve ahlaksızlık olarak nitelendirilirken, bugün o hareketlerin toplumda adeta bir norm olarak yer aldığını gözlemlememiz ne kadar büyük bir buhran içerisinde olduğumuzu açıklayacaktır.
Peki biz Müslümanlar neredeyiz? Hangi idealler uğruna hayatımızı sürdürüyoruz?
Giyim, yaşam, kuşam, düşünce tarzımız, modernlik sevdasının getirdiği sapkınlıklar? Batı toplumunun zihnimizde oluşturduğu ‘biz en az onlar kadar zengin, modern olabilmeliyiz’ gibi komplekslere karşı, kendini bir şey yapma zorunluluğunda hissetmek?

Aslında tüm bu noktalara değindiğimizde ve halimizi sorguladığımızda Müslümanların zihin yapılarının kökten değiştiğinin, dolayısıyla yarın, iki üç nesil sonra, ne ibadetin, ne de imanın kalabileceğini iddia edebilir miyiz?
Ne demek istediğimi yazımın ikinci bölümünde bu vakıaları daha net örneklendirerek açıklamaya çalışacağım. 


Allah yar ve yardımcımız olsun.

28.10.2014, Ahmed Said

Beliebte Posts aus diesem Blog

Gastbeitrag: Musul ve Kerkük'ü kim satti?

Türkei: Abstimmung über Verfassungsreform

11.000 Folteropfer in Syrien!